Bir çınar daha gitti

0
91

Bursa cezaevinde Nazım Hikmet, öğrencisi olan ressam İbrahim Balaban için şöyle demişti:
“Biliyorsunuz büyük bir Türk ressamı var, bir köylü çocuğu, ismi İbrahim Balaban”
Onun Bahar tablosu hakkındaki şiiri şöyledir Nâzım’ın.
“İşte seyreyle gözüm, hünerini Balaban’ın.
İşte şafak vakti, Mayıs ayındayız.
İşte aydınlık:
akıllı, cesur, taze, diri, insafsız.
İşte bulut:
kaymak gibi lüle lüle.
İşte dağlar:
hem de mavi, hem de serin.”

İbrahim Balaban, 1921’de Bursa – Seçköy, Osmangazi’de dünyaya geldi. 1942 ile 1944 ve 1947 ile 1950 yılları arasını Bursa Cezaevi’nde geçiren Balaban, kendisinden 20 yaş büyük olan Nâzım Hikmet tanıştı.
Onun ilgisi sayesinde resim yeteneği ortaya çıktı. Nâzım Hikmet’in etkisiyle Türkiye’nin tanıdığı bir aydın olan sadece Balaban değildi elbette. Cezaevi yıllarında Nâzım, Orhan Kemal’i hikâyeci, Balaban’ı ise ressam olarak yetiştirmek istedi. Nâzım, öğrencilerinden biri olan Balaban’a, “okul” haline getirdiği cezaevi koğuşlarında resmin yanı sıra felsefe, sosyoloji, ekonomi-politik konularında pratik bilgiler verdi.
“Nâzım Hikmet gerçekten de büyük bir adamdı. Beni kültürle donattı, ressamlığa yöneltti. Bir güneşti ve ben o güneşin içinden doğdum” diyen Balaban, yaptığı tabloların altında Nazım Hikmet’in görüntüsü olduğunu, bu tabloları Nâzım’ın etkisiyle yaptığını söylüyor.
Bugüne kadar iki binden fazla tablo ve bunun birkaç katı desen üreten ve aynı zamanda yayınlanmış 11 kitabı bulunan İbrahim Balaban, resimlerini ve Nâzım’la olan ilişkisini anlattı.
Kaynak:bagimsizsinema.org.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here