Evrensel Bakışın Ürünü

0
142

Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı moderatörlüğünü yaptığı etkinlikte, son kitabını tanıttığı Kürşat Coşgun için “Böylesi bir evrensel dil oluşturmayı becermiş, güçlü çizgisi ile en zor mesajları son derece yalın bir ifade ile net şekilde vermeyi becermiş bir karikatürcü olduğu için onu ne kadar kutlasak, Zonguldaklılar olarak onunla ne kadar övünsek az” dedi.

ZOKEV Mütevelli Heyeti Başkanı ve Karikatürcüler Derneği Zonguldak Temsilcisi Kürşat Coşgun’un “Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Sessiz” adlı karikatür albümünün tanıtım ve imza günü toplantısı TMMOB Maden Mühendisleri Odası lokalinde yapıldı. Son derece geniş bir katılımın olduğu etkinliğin moderatörlüğünü Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı yaptı. CHP Merkez İlçe Başkanı Fikret Zaman, ZOKEV Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Kalafat, ADD Zonguldak Şube Başkanı Mustafa Coşkun’un da katıldığı toplantıda, “Hayatında ilk defa böyle bir programda görev aldım” diyerek sözlerine başlayan Kantarcı, “Ahmet beyle konuşurken bugün için çok işi olduğunu söyledi. ‘Kürşat’ın karikatür albümünün konusunda moderatörlüğünü yapacağım, biraz hazırlanmam lazım’ dedi. Ben de şakayla karışık, ‘Sen yorulma ben yaparım’ dedim. O da hazırmış zaten, hemen bu iş şakayla karışık üzerime kaldı” dedi. Szölerine Bu tür işlerde söz söylemek kolay değil. Burada karikatür üzerine bir şeyler söylemek için uzmanlık lazım. Ben hayatım boyunca yönetim ve teknik konularla uğraştım. Güzel sanatlar, edebiyat karikatür gibi sanatlar yetenek isteyen konulardır. Bizim eve çocukluk ve gençlik yıllarında ‘Akbaba’ dergisi girerdi. Babamın aldığı Akbaba dergisini çok severdim. Zamanla bu sevgi tutku haline dönüştü ve karikatür, yaşamımda önemli bir yer tutmaya başladı. Bir kitabı sonuna kadar okuyup bilgi sahibi olacağına, bir karikatüre bakıp onlarca anlatılmaya çalışılan konuyu bir çırpıda anlayabiliyorsunuz” dedi.

KANTARCI: “OLAYLARDAN DAHA ÇOK OLGULARI ANLATIYOR”

Kantarcı, “Kürşat Coşgun yeni kitabı ‘Gölgelikler Serin Olur Gölgeler Sessiz’ de her şeyi gölgelerle oluşan desenlerle anlatıyor. Kendi ifadesine göre, kitapta, gölgede, kuytuda kaldığı sanılan olayların aslında hepimizin gözünün önünde cereyan ettiğini, bizlere gizemliymiş gibi sunulan pek çok şeyin aslında son derece aşikâr olduğunu ve herkes tarafından bilindiğini sezdirmeye çalışıyor. Olaylardan daha çok olguları, kişilerden daha çok toplumsal kesimleri betimlediği karikatürlerde, yaşanan süreçleri körün gözüne sokar gibi görünür, bilinir kılmak istiyor. Görünür, bilinir olmaktan daha çok bilince çıkarmak, farkında olunmasını sağlamak istiyor desek daha doğru bir ifade kullanmış oluruz herhalde. 96 sayfalık kitap iki renkten, siyahın tonlarıyla beyazdan oluşuyor. Bu onun hayata bakışını da anlatıyor aslında. Ona göre her şey net çünkü: Yaşadığımız hayat dünyanın her yerindeki bizlerle, dünyanın her yerindeki onlardan oluşuyor. Bizler yaşadığımız coğrafya, toplumsal aidiyetimiz, cinsiyetlerimiz, dinsel inançlarımız, etnik kökenimiz, ten rengimiz ne olursa olsun, iyilikten, güzellikten, çağdaş değerlerden, aydınlıktan, demokrasiden ve emekten yana olanlarız. Aynı durumda olan onlarsa kötülükten, çirkinlikten, toplumsal gerilikten, karanlıktan, otoriter rejim ve azgın sömürüden yana olanlardan oluşuyor” dedi.

KANTARCI:KÖTÜLÜKLERE KARŞI ÇIKMAYA ÇAĞIRIYOR”

Kantarcı sözlerine, “Böyle yaparken esas becerisi şurada ortaya çıkıyor Kürşat’ın: “Biz ve onlar” ikilemini ortaya koyarken kimsenin değerlerini aşağılamıyor, hiç kimseyi ötekileştirmiyor, dar kalıplara sığdırmıyor. Yaşam tarzına, teninin rengine, dinsel inancına bakıp toplumsal fay hatlarını tetiklemeden ikiye bölüyor yalnızca: İyiler ve kötüler. Çizginin gücüne yaslanan mizahi bakışla karşısındakileri de iyi olmaya, kötülüklere karşı çıkmaya çağırıyor. Kürşat, albümdeki her karikatürü, kimisi tırnak içinde verilen alıntılardan oluşan bir şiir cümlesiyle pekiştiriyor. Bu da onun aslında karikatür çizerken bir yandan şiir düşündüğünü, tıpkı şairler gibi metaforların, mecazların, eğretilemelerin peşinde koştuğunu, çizgisini şiirsel düşlerin mümbit ovalarında oluşturduğunu gösteriyor. Karikatürlerdeki yüksek grafik gücü, eriştiği estetik boyut, her karikatürün çerçeveletip evinize, işyerinize asılacak bir tablo niteliğine ulaştırıyor. Bu da Kürşat Coşgun’un yüksek estetik gücünü, sanatsal değerini ortaya koyuyor. Hınzır bir zekâ ile çizilen karikatürlerin tamamı, aynı zamanda güçlü bir eleştirel bakışın da ürünü. İçinde yaşadığımız adaletsiz sistemden, kapitalist düzene; ahlaksız siyasetçiden kan emici patrona; bizleri sıkıştırdıkları kalıplardan öğrenilmiş çaresizliğimize; bir tüketim nesnesi haline dönüştürülmemizden insani zaaflarımıza kadar her şey onun eleştirilerinden nasibini alıyor. Bunları güçlü çizgisi ile adeta paçavraya çevirirken bizi de yaşadığımız hayat üzerine derin sorgulamalara itiyor” şeklinde ifadelerle devam etti.

KANTARCI: “SAYFALAR DOLUSU UMUDU DA TAŞIYOR GÖZÜMÜZE”

Kantarcı konuşmasını, “Albüm siyahın tonlarıyla beyazdan oluşan karikatürlerden oluşuyor dediysek, kimse, onun kapkara bir tabloyu önümüze koyduğunu düşünmesin sakın. O sayfalar dolusu umudu da taşıyor gözümüze. Dünyanın insanla cennete döneceğine güçlü çizgileriyle haykırıyor. İnsan yüreğinin gücüne inanıyor ve bu albümle hepimizi ışığımızla çiçek yeşertmeye çağırıyor. Kürşat Coşgun insana dair her şeye ilgi duyduğu, duyargaları hep insana açık olduğu için içinde insanın olduğu gölgeli her duruma ışık düşürmeye çalışan bir ışık adam olarak çıkıyor karşımıza. Bu da onu bir aydınlık savaşçısı yapıyor. Kürşat’ın birikimini, hayata bakışını, olguları kavrayışını, zihni süreçlerini tanıyan herkes ona en çok bu tanımın yakıştığını iyi biliyor zaten. Albümün içindeki her karikatür yerel sorunlara değinse bile evrensel bir bakışın ürünü olarak tezahür ediyor. Çizgiler güçlü, iletisi net, grafiği üst düzeyde. Bu albüm başka bir ülkede, başka bir dilde yayımlanmış olsa bile, okur aynı Türkiye’deki ilgi ve duyarlılıkla karşılar mutlaka. İçinde biriken duygu, çizgilerden aldığı tat aynı yoğunlukta olur. Böylesi bir evrensel dil oluşturmayı becermiş, güçlü çizgisi ile en zor mesajları son derece yalın bir ifade ile net şekilde vermeyi becermiş bir karikatürcü olduğu için onu ne kadar kutlasak, Zonguldaklılar olarak onunla ne kadar övünsek az bence” diyerek tamamladı.

COŞGUN: “HAYATI İMGELERİN YARDIMIYLA YAKALAMAK İSTİYORUM”

Daha sonra söz alan Kürşat Coşgun, “Benim için önemli olan bu günde beni yalnız bırakmayan Sevgili Bülent Kantarcı’ ya bu güzel sunumu için teşekkür ediyorum. Buradan bakıldığında hakikaten çok güzel görülüyorsunuz, beni yalnız bırakmadığınız için teşekkür ediyorum. Başkan kitabı boşluk bırakmadan anlattı. Kitap sizlerle tamamlanacak. Gölgeleri birlikte tamamlayacağız. Aydınlığa, ışığa iyi günlere birbirimizi tamamlayarak ulaşacağız. Bir metaforun peşinden gitmek, imgelerin ardına düşmek ve hayatı biraz da bu imgelerin yardımıyla yakalayabilmekti derdim. Bunu ne kadar başarabildim bilemiyorum. Karikatür sanıldığı gibi bakılan bir şey değildir. Karikatürün de kendine ait dili, metni vardır. Okunabilir. Okunduğunda göreceksiniz o metaforları içindeki imgeleri yakaladığınızda, bizlerden saklanan ama hep gözümüzün önünde olan, aslında hepimizin bildiği saklanamayan durumları anlatan karikatürler bunlar. Örneğin en baştaki karikatürde bir hırsızlık söz konusu. Bir ülke soyuluyor ama bu soygun banka veznelerinden değil, banka müdürleri odasından soyuluyor. Aslında burada müdür odası da metafordur. Hayatın içinde olan şeyler bu karikatürde olduğu gibi hep gözümüzün önünde gerçekleşiyor aslında. Birileri bu soygunu gizlediğini sanıyor. Ama hiçbir şey gizli değil. Güneşin altında görünür şekilde oluyor” dedi.

COŞGUN: “OĞUZ ARAL’IN ÜZERİMİZDEKİ EMEĞİ YADSINAMAZ”

Karikatürün yaşamındaki yerine de değinen Coşgun, “Karikatür kırk yıldır devam ettiğim bir uğraş. Bir eylül gününde o gün kardeşimle birlikte sinemaya gitmeye karar vermiştik. Ama sinemaya gittiğimizde o gün sinemaya zam gelmiş elimizdeki para bilet almaya yetmemişti. Biz de harçlıklarımızı bir araya getirip gırgır dergisi aldık. Dergide en çok dikkatimi çeken, çiçeği burnunda karikatürcüler sayfasıydı. O zamanlar ben de ufak tefek şeyler çiziktirip duruyordum. Çizgilerimin, hiçbir zaman başka yerlerde yayımlanabileceği aklıma gelmezdi. Ama orada benden daha alt seviyedeki çizerlerin karikatürlerini görünce, çizimlerimi gönderebileceğimi düşündüm. Oğuz Aral’ın üzerimizdeki emeği yadsınamaz. Çizimler üzerin eleştiriler yapıp düzeltmeleri anlatıyordu o sayfada. Ben de bu çizimleri yapabilirim diye düşündüm. Akbaba’dan Zeki Beyleri bilirsiniz. Zeki Bey yolda giderken Akbaba dergisinin yırtık sayfalarının birinde karikatürü görünce çok hoşuna gitmiş. Yahu bunu ben de yapabilirin demiş. Hemen bir şeyler çiziktirip doğru Yusuf Ziya Ortaç’ın yanına gitmiş. Yusuf Ziya Ortaç, ‘Bunlar çok güzel de, paket yapılan kağıtların kenarlarına yapılmaz’ deyip, bir tomar kağıt vererek ‘Bunları bir daha çiz ve getir’ diye göndermiş. Zeki bey ondan sonra Türk karikatürünün yüz akı olarak karikatüre hizmet vermiş biri olarak karşımıza çıktı. Bizimkisi de o hesap, bunları ben de yaparım öz güveniyle yola çıkarak çalışmaya başlamış oldum. Lise yıllarında bir karikatürüm yayınlanmıştı. Üstelik Oğuz Aral o zamanlar telif ücreti olarak 200 lira gibi bir para da göndermişti. Gırgır gibi bir dergide hem karikatürüm yayınlanmış, hem de para gönderilmişti o zaman ben bu işi yaparım dedim” diyerek sözlerine devam etti.

COŞGUN: “KARİKATÜRÜN TARİHSEL VE KURAMSAL BOYUTU DA VAR”

Karikatür çizme serüveni hakkında da bilgiler veren Coşgun, “Bazen saatlerce, bazen de günlerce evden hiç çıkmadan çizim yaptığım zamanlar oldu. Dergiler, sergiler, yarışmalar, ödüller derken kırk yıl geçti. 2000 yılında bir dostumun teşvikiyle ‘Dönüp Bakınca’ adlı ilk albümü çıkardım. 20. yılımdı karikatürde dönüp bakınca arkama neler yapmışız, neler var nereye gelmişiz diye düşündüm. O karikatürlerden bir seçki oluşturmuştum. Karikatürü çizgi ile paylaşmak hoş da, yaptığınız işi de biraz bilmek gerekiyor. İşin tarihsel boyutu, kuramsal boyutu var. Karikatürün yaslandığı mizah boyutu var. Bunlar neye dayanır? Bu sorularla beraber biraz da kuramsal nitelikli araştırmalar yaptım, bunların üzerinde hazırladığım notlar üzerinden konferanslar verdim. İnsanlar niye gülüyorlar? Mizah nasıl oluşuyor? Nereden geliyor, işlevi nedir? Ya da bizim hayatımızda niye bu kadar önemli? Bu tür soruların ardında dolaşmaya başladım. Zonguldak’ta yaşarken çok ilgimi çeken bir çizer vardı: Burhan Solukçu. Zonguldak’ta doğmuş, ocaklarda çalışmış, daha 20 yaşındayken tüberküloz olduğu için, çalışamaz raporu ile tek bir kuruş tazminat ödemesi yapılmaksızın kurumdan uzaklaştırılmış. Burhan Solukçu İstanbul’a sanatoryuma gidiyor. Sanatoryumda tesadüfen Rıfat Ilgaz ile tanışıyor. Ve karikatür dünyasına adım atıyor. 50’li, 60’lı yıllar boyunca Türk karikatürünün en önemli çizerlerinden birisi oluyor. Onun ölümünden yıllar sonra ilginç yaşam öyküsünü konu alan bir makale yazmak istedim. Konu üzerine araştırdıkça makalenin boyutu büyümeye başlayınca 200 sayfalık kitap olarak karşımıza çıktı. Türk karikatürü açısında o denli önemli bir çizerdi” dedi.

COŞGUN: “KARİKATÜR YAŞAMIMI ÇOK ZENGİNLEŞTİRDİ”

Coşgun sözlerini, “Üçüncü kitabım, Gölgelikler Serin Olur, Gölgeler Sessiz, aslında ozan Arif Kemal’den mülhem bir sözdür. Onun şarkısının giriş sözleridir. Onun ilk iki dizesi üniversite yıllarından beri kafama çakılı kalmıştır. Kitapta gördünüz çalışmalar 2002 yılında açmış olduğum serginin konusuydu. Aynı adla bu sergiyi Zonguldak’ın çeşitli yerlerinde açmıştım. Kitaplaştırma düşüncesi ortaya çıkınca biraz eklemeler yaptım. Yeni karikatürler koydum. İşin içine internet girince bana ait olan çizimlerin nerede nasıl yayımlandığından bihaber olmaya başladık. Birçok yerde karma sergilerde yer aldım. Belgesel sergiler açtım. Geçtiğimiz günlerde 29 Ekim haftasında ‘Metamorfoz’ adı altında bir sergim vardı. Yarışmaları çok önemsediğimi söyleyemem. Bilinçli bir tercih olarak yarışmalara karikatürlerimi göndermiyorum. Ortak kitaplar, albümler daha kalıcı olduğu için onlarda yer almak istiyorum. Bu benim için daha önemli. Gazete ve dergilerdeki kalıcı olan çizimlerimi daha çok önemsiyorum. Kırk yılın özetinde karikatür yaşamımı çok zenginleştirdi. Birlikte gördüğümüz şeyleri bana daha farklı bir pencereden bakmamı sağladı. İşin içine mizah penceresi açılması ile o pencereden bakmak imkanı verdi. Zamanla bu kendiliğinde spontane olarak başlıyor. Olaylara değişik birkaç pencereden bakma olanağı veriyor. Beni zenginleştirerek duygu ve düşüncelerimi daha anlamlı kıldığını düşünüyorum. Yaşamımın en renkli kısmı karikatür uğraşımdır. Ciddi anlamda yaşamımda yer almıştır. Bir hobi değil yaşam biçimi olarak görüyorum. Karikatür sadece uğraştığım sanat alanı değil, vücudumun her zerresinde beni etkileyen bir alan. Bir sanat dalı onu içselleştirdiğinizde bir anlam kazanıyor. Sadece ben resim çiziyorum, şarkı söylüyorum boyutunda değil, bunları içselleştirip yaşam tarzı boyutuna getirdiğinizde bir anlamı olduğunu düşünüyorum” diyerek tamamladı.

PORTRESİNİ ARMAĞAN ETTİ

Kürşat Coşgun salondan gelen sorular ve cevaplarla zenginleşen söyleşinin ardından Başkan Kantarcı’ya çizdiği portre karikatürü armağan etti. Verilen armağana çok sevindiğini söyleyen Başkan Kantarcı, Coşgun’a teşekkür etti. Kürşat Coşgun’un katılımcılara kitaplarını imzalamasının ardından etkinlik sona erdi. ZOKEV yayınları arasında çıkan kitabın tüm geliri ZOKEV Burs Fonu’na bağışlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here