Hangi Yalnızlığın Başkenti Tomris? – Üzeyir KARAHASANOĞLU

0
162
Üzeyir KARAHASANOĞLU
Hüseyin Cengiz’in “Yalnızlığın Başkenti”eseri[1] Cemal Süreya üzerine yazılmış bir biyografik roman. Şairin Türkiye’nin travmatik, puslu günlerine koşut yaşadığı çocukluk yıllarını, Dersim’den Bilecik’e sürülmelerini, üvey annesinin gaddarlığını, çalışma hayatını ve özellikle de gönül ilişkilerini mercek altına almış yazar. Bir başka deyişle Yalnızlığın Başkenti romanı, şairin dıştan görünen yaşamını anlatmış. Cemal’in darphane müdürlüğünü, maliyecilik günlerini uzun uzadıya anlatan bölümlerin ayrıntısı, aynı yoğunluk ve özenle şairliğine gösterilmemiş. Aralara serpiştirilen şiirlerle Cemal Süreya’nın şairliğini gösterdiğini düşünen yazarın gönül ilişkisi anlatmaya hevesli kalemi buraları son sürat geçmiş. Şairin ve şair arkadaşlarının sanat dünyasından uzak durulmuş, hatta kaçınılmış roman boyunca. Şairin aşk hayatı söz konusu olduğundaysa titizlenen, sevgililerine ayrıntıyla eğilen bir romancıyla karşılaşıyoruz. Romanda şair Cemal Süreya’dan çok sevgili Cemal Süreya’ya rastlamamız bundan. Yazarın handiyse şairliği alınmış bir Cemal Süreya romanı yazdığını söylersek abartmış olmayız. Bu iddiayı yakın arkadaşları Edip Cansever’le Turgut Uyar’ın adlarının roman boyunca sadece bir iki kere  geçmesiyle ve şairin Tomris Uyar’la yaşadığı gönül ilişkisinin veriliş biçimiyle kanıtlayabiliriz. Öyle ki şairin diğer sevgililerine yakın durmaya çalışan yazarın Tomris Uyar’a fazla sokulmadığı, uzaktan baktığı çok ortada. Geri durduğu Edip’le Turgut’u, hatta Ülkü Tamer’i Tomris Uyar üzerinden anlatabileceği bir kurguya pekala yönelebilir, yine Tomris Uyar’dan hareketle çok nitelikli, dikkat çekici öykülere ulaşabilirdi. Yazık ki kaçırmış! Hadi diğerlerini es geçmiş de neden Tomris Uyar’ın hakkını vermemiş? Şairin diğer sevgililerinden aşağı kalmayacağı 2. Yeni’ye dolaylı can vermesinden bile belli. Güzellikse fazlasıyla, çekicilikse yine fazlasıyla… Türk edebiyatının en özgün öykücülerinden, sayısız çeviriye, öyküye, denemeye imza atan, gönlüne göre yaşayan, özgür ruhlu, tutkulu aşkların kadını Tomris Uyar’dan boşuna uzak durmuş olamaz. Hüseyin Cengiz’in bir kamera gibi göze hitap eden dışarlıklı kalemi; sanatı, sanatçıları, dolayısıyla içi, içteki sanatçı doğasını yetersiz anlatmış.
Tomris’in öğrencilik yıllarından deli dolu aşkı Ülkü Tamer’le evlendiği, harika uyumlarına mis kokulu, güzel kızları Ekin bebeği de katarak sevgilerini çoğalttıkları bilinir. Ne var ki henüz birkaç aylık yavrularının sütten boğularak ölmesi genç çifte felaketi yaşatır ve aşkları bir daha canlanmamak üzere sönümlenir. Tomris’in yolu bu enkazın içinde Cemal’le kesişir.
 
“Sizi tanıyorum. Ben de Tomris.”[2]
Cemal’in Ankara’daki Sanatseverler Derneği’ne uğradığı gelişigüzel bir günde bu sözlerle ilk kez romana ve elbette şairin yaşamına dahil edilir Tomris. İstanbul’da Baylan Pastanesi’nde giderek ilerler ilişkileri. Hâlâ Ülkü Tamer’le evli olan (kendi de evlidir), edebiyat dünyasına henüz ismini duyuramamış bu güzel ve yetenekli kadınla yaşayacağı fırtınalı aşk macerası yazık ki şaire biçilen şıpsevdi ve yalnızlığa dayanamayıp evliliğin dört duvarına da uyum sağlayamayan adam imajlarını güçlendiren bir ara düğüm olarak kalakalmış. Oysa Cemal Süreya’nın şairliğinde Tomrisli yılları öylesine parlaktır ki şiirden anlayan her okur bu ışığı görür. Sonuçta tırnak içine alınan, hayli bilindik ifadelerle romandan çıkarılır Tomris Uyar.
 
Doludizgin yaşanılan üç yılın sonunda aşk büyüsünü kaybetmeye, ilişki eskiyerek eksilmeye başlayınca “Türk edebiyatının en verimli aşkı” olarak tanımlanan beraberlikleri sona erdi.[3]
 
Hüseyin Cengiz tırnak içine aldığı bu basmakalıp ifadeyi kullanmak yerine neden verimli olduğunu anlatma yolunu tutsaydı. Yazık ki yazar kolaya kaçmış!
 
Ayışığında oturuyorduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni[4]
Cemal Süreya’nın bu meşhur dizelerini de romana katınca Tomris’in rolü tamamen bitiyor. Oldukça güdük, yoğunluktan uzak, baştan savılan, “Türk edebiyatının en verimli aşkı” diyerek geçiştirilen bu birlikteliğin roman gibi sonsuza açılan bir türde enine boyuna işlemesini; Cemal Süreya’nın Tomrisli yıllarda coşan, heyecan yüklü, hırslı, doyumsuz, sırılsıklam aşık, başı bulutlu, cinsellikle harmanlanmış dizelerinden söz etmesini, verimli açıklamalar yapmasını beklerdim. Ne var ki bunların hiçbiri yok, Hüseyin Cengiz salt bir olay aktarıcısı ve kalemini kronolojik akışa kaptırınca derin sulardaki cevheri göremeyip sonraki gönül macerasına koşturuyor.
 
Daha da acısı vardır ama
O da sevdiğin kadının
Karşı tarafı ziyaret etmesidir
Bu bir nezaket ziyareti de olsa
Düello gerçekleşmemiş de olsa
Acıdır bu
Ondan da ondan da[5]
Cemal’in tutku ve şiddet sarmalından usanan her kadın hem romandan hem de onun yaşamından çıkarken şairi durgun bir suya dönüştürüyor yazar. Vereceği bütün tepkilerinde bastıramadığı bu iki duygunun davranışa dönüşeceğini biz de biliyoruz artık. Yazar böylece romanın denetimini de kolaylaştırıyor. Ne var ki geçmişin izleri, özellikle de Tomris’inkiler Cemal’in yaşamından hiçbir zaman tamamen silinmiyor ki!
 
Başkaları da var masada
İleri geri konuşuluyor
Ötedesin o adamın duldasında
Gözkapaklarına bürünmüş adam
Eli her an omuzunda
Eğiliyor sigaranı yakıyor
Teşekkürler sigara dumanı,
Sağolasın adam!
Onunla gelmişin buraya
Yüzün yandan ve uzaklarda
Niçin sevmiyorsun duvar kâğıtlarını
Hoş belki de seviyorsun
Herkes az buçuk sarhoş
Herkes bir şeyler söylüyor
Ama yalnız ikimizin sözcükleri
Sarmaşdolaş
Üzerinden sevişmek, kadınım,
Sigaranın, Asya’nın, omuzların,
Üzerinden aile fotoğraflarının
Eller nasıl duygandır nasıl yalın
İki ses, iki bakış, gelişir nasıl
Tek bir cümle gibi, sözlere karşın
Sivri topukları nasıl ortasına
Gömülmüştür belleksiz halıların.[6]
Cemal’den kopan gönlünün Turgut Uyar’a kaymasını şöyle anlatır Tomris: “1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı. Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiiri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu.”
Tomris, Cemal’in sadece evinden çıkıyor, gönlünden değil… Sonrasında da defalarca görüşüyorlar (Örneğin Ölmeme Günü yıl dönümlerinde[7]). Öyle ya, Tomris, yakın arkadaşı Turgut Uyar’ın sevgilisi ve eşi oluyor. Tomris gibi özgürlüğüne düşkün, asla tam olarak elde edilemeyecek bir kadının yaşamının en uzun ilişkisini yaşaması (Turgut Uyar ölene değin sürer evlilikleri) boşuna olmasa gerek. Aşkın Turgut haline göreyse Tomris, sevilmeye doyulamayan, göğü büyüten, bırakılmış bir köşebaşının en güzel tanımıdır.[8]
Tomris Uyar söz konusu olunca uzun uzadıya Turgut Uyar’dan söz etmek, Edip Cansever’i de epey anmak gerek; ne var ki bunlar başka öyküler ve bir başka yazının konusu.

 


[1] Hüseyin Cengiz, Yalnızlığın Başkenti, Destek Yayınları, 17. Baskı, İstanbul 2018
[2] A.g.e. s.145
[3] A.g.e. s.159
[4] Cemal Süreya, “Sayım”, Sevda Sözleri, YKY, 28. Baskı, İstanbul 2006, s.119
[5] Cemal Süreya, “Düello”, Sevda Sözleri, YKY, 28. Baskı, İstanbul 2006, s.138
[6] Cemal Süreya, “Üzerinden Sevişmek”, Sevda Sözleri, YKY, 28. Baskı, İstanbul 2006, s.151
[8] Turgut Uyar, “Tomris Uyar İçin Bir Şiir Kurma Çalışması”, Büyük Saat, YKY, 8. Baskı, İstanbul 2009, s.393

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here